İlmia Süleyman Kılıç & Kermesteki En Sessiz Köşe

Bugün okul bahçesinde dolaşırken aslında sadece bir kermeste değil, iki farklı kültürün aynı duyguda buluştuğu bir yerde olduğumu düşündüm. Geçenlerde Romanya’daki bir arkadaşım ile telefonda konuşurken konu okul kermeslerine gelmişti. Türkiye’de alışık olduğumuz tablo bellidir; anneler günler öncesinden hazırlık yapar, börekler açılır, kekler pişer, sarma sarılır… Sonra okul bahçesinde standlar kurulur ve çocuklar gelip alışveriş yapar.

Romanya’da ise biraz farklıymış. Orada standların başına çocuklar geçermiş. Satışı onlar yapar, heyecanı onlar yaşarmış. Veliler de ellerinde küçük çantalarla standları dolaşıp alışveriş yaparmış. Düşündüğümde iki tarafın da ne kadar güzel olduğunu fark ettim. Birinde annelerin emeği ön planda, diğerinde çocukların özgüveni… Ama özünde ikisi de aynı yere çıkıyor: okul için, çocuklar için, dayanışma için.

Bugün oğlumun kermesi vardı. Bahçe rengarenkti. Her yerde yiyecek kokuları, çocuk sesleri, telaşlı ama mutlu veliler… Bizim stand da oldukça kalabalıktı. İnsan bazen sadece satış yapılan bir masa görmüyor; o masanın üzerinde sabahın erken saatinde hazırlanmış bir annenin uykusunu, çocuğunun heyecanını, küçük bir dayanışmanın büyüyen sıcaklığını da görüyor.

Yıllardır kermeslere giderim. Kimi zaman bir veli olarak, kimi zaman sadece destek olmak için… Ama bugün ilk kez beni gerçekten durduran bir köşeyle karşılaştım.

H.A. Resim öğretmeni, eski öğrencilerin çizdiği tabloları satışa çıkarmıştı. Şövalelerin üzerine yerleştirilmiş tablolar sessizce yan yana duruyordu. O köşede yiyecek yoktu, gürültü yoktu. Sadece renkler, emek ve hayaller vardı. Kimisinde rengarenk bir gökyüzü, kimisinde sessiz bir sokak, kimisinde belki anlatılamamış bir duygu… Uzun uzun baktım hepsine.

Ve ben de bir tablo satın aldım bugün. Ama aslında elimde taşıdığım şey sadece bir tuval değildi. Sanki doğanın sessizce sakladığı küçük bir köşeyi eve götürüyordum. Renklerin arasına sıkışmış bir rüzgarı ağaçların gölgesinde unutulmuş bir huzuru, belki de hiç gitmediğim bir yerin dinginliğini satın almış gibi hissettim. O tabloya baktıkça yalnızca bir resim değil, içine saklanmış bir mevsim, bir duygu ve bir çocuğun hayal dünyası da benimle birlikte yürüyordu.

Çünkü o tablolar sadece boya değildi.
Her biri bir emekti.
Her biri bir hayaldi.
Belki de bir dilekti.

Bir çocuğun içinden geçenleri bazen kelimeler anlatamaz. Ama bir fırça darbesi anlatır. Belki resmi yapan çocuk bugün büyüdü, başka bir şehirde yaşıyor, başka hayaller kuruyor. Ama yıllar önce yaptığı o tablo hala bir okul bahçesinde başka insanların kalbine dokunmaya devam ediyor.

Belki de bu yüzden bazı günler insanın hafızasında diğerlerinden daha uzun kalıyor. Bir okul bahçesinde başlayan sıradan bir gün, bir tablonun önünde durunca bambaşka bir anıya dönüşebiliyor. Çocukların koşuşturduğu, velilerin telaşla standlar arasında dolaştığı o kalabalığın içinde, şövalelerin üzerinde duran tablolar bana şunu düşündürdü: İnsan bazen en güzel şeylerle hiç beklemediği yerlerde karşılaşıyor. Ve bazen bir çocuğun çizdiği resim, yetişkinlerin unuttuğu o sade güzelliği sessizce yeniden hatırlatıyor

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir